Günümüzdeki ismiyle Selçikler yerleşimini, Sebaste kentine ilk defa lokalizasyon eden Hamilton’dır. Hamilton, Selçikler’deki eski caminin duvarındaki yazıtta Sebaste isminin yer aldığını görmüştür (Teksier – II 2002: 383). Ayrıca kiliseler bölgesindeki başka bir yazıtta da kentin isminin tekrar geçtiği görülmüştür (Magie 1950: 471). Ramsay, Sebaste kentinin lokalizasyonu için çok fazla yazıt bulunmasından dolayı Selçikler, Sivaslı ve Pınarbaşı köyü arasını kapsayan bölgede olduğunu belirtmektedir (Ramsay 1883: 409). Sebaste kelimesi Roma İmparatoru Augustus’a (MÖ.27-MS.14) yakın olan sadık olan anlamında kullanılan Latince kelimedir. İmparator Augustus’un bu kenti Apollon kehanet merkezine danışarak MÖ. 20 yılında kurmuş olduğu ele geçen yazıttan bilinmektedir (Magie 1950: 472). Fıratlı, Sivaslı ilçesinin adının “Sebaste” kelimesinin Türkçeleşmiş hali olduğunu belirtmektedir (Fıratlı 1970: 110) Selçikler ve çevresinde yapılan yüzey araştırmalarında ele geçen yazıtlardan anlaşıldığı kadarıyla polis, strategos (Ordu komutanı), agoranomos (Pazar alanlarının kontrol eden kişi), adlarının geçmesi buranın önemli bir kent olduğunu göstermektedir (Ramsay 1883: 409). Ayrıca Hierokles listelerinde Sebaste, Frigya Pacatiana’nın piskoposluk merkezleri arasında gösterilmektedir (Ramsay 1931: 4,5). Selçikler’de bulunan çok sayıda eser Afyon, Uşak ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne götürülmüştür. Bunlar arasında İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne götürülen Zeus Adak Heykeli önemli eserler arasındadır.(Resim 2) Sebaste kenti, Augustus Dönemi’nden Gordianus III zamanına kadar sikke basmıştır. Bu sikkeler arasında ön yüzlerinde Dinoysos başı, Men, Genç Herakles, arka yüzlerinde ise Zeus, Kybele, Gorgon’u öldüren Perseus, İmparator Caracalla, Nehir tanrısı (Banaz çayı personifikasyonu) tasvirleri görülmektedir. Sebaste’nin ayrıca Temenothyrae (Uşak-Merkez) kenti ile ortaklaşa sikke bastığı da bilinmektedir (Head 1911: 684).

Kentin keşfi 1963 yılında İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne gelen bir şahsın elinde bulunan estampajı yapılmış aziz tasvirlerini Müze yetkililerine göstermesi ve bunlar hakkında bilgi almak istemesiyle başlamıştır. Şahıs tasvirlerin önemli olduklarını anlayınca daha fazla bilgi vermeden Müzeyi terk etmiştir. Daha sonra ise 1964 yılında Bursa Müzesi Müdürü satın almak istediği eserler için İstanbul Arkeoloji Müzeleri ile temasa geçmiş. Müze yetkilileri bu eserlerin daha önce İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne estampajları getirilen eserler olduğunu anlamış ve kısa bir araştırma sonucunda eserlerin Uşak ili-Sivaslı ilçesi, Selçikler Köyü’nden getirildiği tespit edilmiştir (Fıratlı 1970: 109). Selçikler Köyü’nde acilen kurtarma kazısı yapılması gerektiğini anlayan Dr. Nezih Fıratlı 1966-1978 yılları arasında İstanbul Arkeoloji Müzeleri adına 13 sezon süren kazıları gerçekleştirmiştir (Gür 2006: 34-40).

Kilise Kazıları

Kiliseler kompleksi olarak adlandırılan alan Selçikler köyünün doğusunda yer almaktadır. (Resim 3) Fıratlı ve ekibi tarafından 1966-1978 yılları arasında kilise yapılarına ait kalıntılar ortaya çıkarılmıştır. Kilisenin güneyinde daha büyük apsidal yapının olduğu alanın kazılarına ise 1970 yılında başlanmıştır. Küçük kilise ve onun hemen güneyinde görülen büyük kilise olarak adlandırılan alanda yapılan kazılarda etrafının masif kalker bloklarla çevrelendiği görülmüştür. Temenos duvarı gibi kutsal alanı çevreleyen bu duvardaki taşların çoğu devşirme olup olasılıkla kütlesel bir yapıdan getirilmiştir. Kazıyı yapanlar duvarın Orta Bizans döneminde yapıldığını belirtmişlerdir. Küçük kilisenin ilk halinin üç nefli bir bazilika olarak MS 6. yüzyılda inşa edildiği daha sonra olasılıkla MS 10. yüzyılda kubbe ile örtüldüğü düşünülmektedir. Ayrıca bu dönemde absisli yapıya Synthronon (Bizans kiliselerinde din görevlilerinin oturması için yapılmış yarım daire şeklinde oturma birimleri) eklenmiştir. Aynı dönemde apsisli bölüme ikonostasis yapılmıştır. İkonostasis’in arşitravının ön cephesini süsleyen figürler eğimli olarak verilmiştir. (Resim 4) Kilisenin güney yan duvarından açılan kapı ile mezar şapeli olarak ayrılmış alana geçildiği görülmüştür. Bu bölümde iki adet mezar şapeli bulunmuştur (Narteksin güney ucundaki döşemenin altında) Ayrıca kilisenin orta nefinin merkezine doğru ambon (vaaz kürsüsü) parçaları ortaya çıkarılmış ve bölümün mermer levhalarla kaplı olduğu anlaşılmıştır. Yan neflerin ise opus sectile ile kaplı olduğunu zeminde in-situ olarak ele geçen buluntulardan fark edilmiştir. Pareklesion’da bir kemer parçası üzerinde “Hagios Gregorios tis Megalis Armenias” (Ermenistan’ı Hristiyan yapan Gregorios) yazmaktadır. Gregorios’un tasviri üzerinde kakma camlardan süslemeler yapılmıştır (Fıratlı 1970: 111-122).

Kilise, köşe duvarlı kapalı yunan haçı planına sahip olup bu plan tipinin bölgedeki en yakın karşılaştırma örnekleri, Ayazin Kaya kilisesi ve Eskişehir, Başara Köyü kazılarında bulunan Bizans Dönemi kilisedir. Kiliselerin planları, destek sistemlerindeki bazı farklar dışında birbirine oldukça yakındır. Kareye yakın dikdörtgen planlı naosun merkezdeki kubbe her üç yapıda payelerle taşınır. Ayazin ve Selçikler’de payeler kare formlu ve küçük iken, Başara Köyü’ndeki kilisede statik amaçlı olarak her iki istikamette uzatılan payeler, köşe mekânlarını sınırlayan duvarlar biçiminde algılanmaktadır. Sebaste küçük kilisesi, diğerlerinden farklı olarak, ilk evresinde sütunlu bazilikal plana sahip iken, günümüze ulaşan planını Orta Bizans döneminde yapılan değişiklikle kazanmıştır. MS. 10. yüzyılda gerçekleştiği düşünülen plan değişikliğiyle, eski kilisenin ana nefteki sütunları kaldırılarak iki büyük paye yerleştirilmiş, kilisenin ilk evresinde ait olan bema ve batı duvarın naosa uzanan payeleri genişletilmiştir (Alp 2009: s.23). Büyük kilisenin doğudaki apsis duvarına kuzey ve güneyden birleşik bir mimari kalıntı ile karşılaşılmış kazıyı yapanlar bu kalıntıların Kilise yapısından önceki Roma Hamamına ait olduklarını belirtmişlerdir (Gür 2006: 53). Ayrıca Fıratlı ve ekibinin yapmış olduğu araştırmalar sonucunda Kiliselerde kullanılan mermerlerin Bulkaz Dağı’ndaki mermer ocağından getirdiği anlaşılmıştır (Mellink 1970: 177). Ayrıca Uşak’ın batısındaki Kurtaş mermer ocağından Selçiklere mermer ihraç edildiği da burada bulunan yazıtta belirtilmiştir (Koşay, H. v.d., 1976: 62,63).

Selçikler Çevresindeki Arkeolojik Merkezler

Payamalanı Sivaslı’nın 7 km. kuzeydoğusunda, Bulkaz dağlarında yamaçlarında yer almaktadır. Payam alanındaki eski şehrin bulunduğu alanı Ramsay, “Paleo Sebaste” olarak adlandırmıştır (Ramsay 1960: 148). Ancak daha sonraki yayınında bu bölgenin Leonna’da olabileceğini belirtmiştir (Ramsay 1883: 583,597). Jones, Leonna kentinin Sebaste’nin bulunduğu yerleşimde olabileceğini bunun kanıt olarak ise Sebaste’de basılan sikkelerle benzerliğine ve Sebaste’de bulunmuş bir yazıtta şehrin Le… ile başlayan kent isminin varlığına dikkat çekmektedir (Jones 1983: 71). Ancak 1973 yılında bölgede bulunan bir yazıtla yerleşimin Eibos olduğu ve Sebaste kenti ile bağlantısının varlığı anlaşılmıştır (Princeton 1976: 293). Jones, Sebaste’nin bölgede çok önemli bir kent olduğunu, kentin 9 km. kuzeyinde ele geçen yazıttaki “En ünlü şehir Sebaste’nin köyü Dioscometae” sözünden anlaşıldığını belirtmektedir (Jones 1983: 71). Tabernee, şehrin kuzey sınırlarının Eibeos yerleşiminin Sebaste kentine bağlı olduğu düşünüldüğünde Kırka köyü yakınlarına kadar gittiğini belirtmektedir (Tabbernee 1997: 176).

Payamalanı ile Eldeniz köyü arasında Fıratlı ve ekibi tarafından 1968 yılında yapılan araştırmalarda bir nekropol alanı keşfedilmiş ancak yüzlerce mezarın vandallar tarafından tahrip edildiği görülmüştür. Bunların bazıları çeşmelerde devşirme malzeme olarak kullanılmışlardır.(Resim 5) Fıratlı, bölgede yapılan araştırmalarda geç roma dönemi tonozlu mezar odaları ile birlikte küçük bir kilisenin de bu bölgede bulunduğu belirtilmektedir. Antik Selçikler’deki kilise ile mimari olarak aynı üsluptaki kakma renkli taşlardan oluşan kartal şekilli blok bir evin duvarında devşirme olarak kullanılmıştır. Köyün içinde atıl olarak bırakılan arkeolojik eserlerin bir kısmı ise Fıratlı ve ekibi tarafından Afyon Müzesi yetkililerine teslim edilmiştir (Fıratlı 1970: 111-122).
.

Tümülüsler

Anadolu’da tümülüs tipi mezarlar MÖ. 8. yüzyıldan Geç Roma Dönemi’ne kadar yaygın bir şekilde görülen üst düzey yöneticilerin, zenginlerin ve kraliyete ait mezarlardır. Mezar odası, dromos ve yığıntı tepeden oluşan tümülüsler bir anıt mezar meydana getirmenin yanı sıra geleceğe dönük ölümsüzlük olgusunun simgesi olarak görülmektedir. Uşak ilinde yapılan araştırmalarda Gediz vadisi boyunca sıralanan tümülüslerde Güre’nin kuzeyinde İkiztepe tümülüsü, Mıdıklı’da Selçikler’in 3 km. güneyinde Dedeballar’da, Banaz çayı vadisinde Salmanlar-Yeni Erice arasında, Gümüşsu-Beydilli Tümülüsü ve Çörtel-Gümüşsu arasında tümülüslerin olduğu anlaşılmıştır.

1967 ve 1969 yılları arasında Selçikler’in güneybatısında Yayalar köyü yolu ile Tatar köyü yolu arasında köy mezarlığının güneyinde bulunan nekropol alanındaki üç tümülüste arkeolojik kazılar yapılmıştır. (Resim 6) Ancak mezarların önceden kaçak kazıcılar tarafından yağma edildiği anlaşılmıştır. Bu mezarların ortak noktası olarak ana aks üzerinde mekânlarının sıralanması, ön oda, mezar odası, dromosların kuzeye doğru açılmalarıdır. Tümülüslerde yapılan incelemelerde yatay taş hatılı ya da semerdam şeklinde üst örtülerinin olması, küçük odaları ve dromoslarının özenli bir işçilik göstermesi, masif taşlardan meydana gelen taş duvarları Lydia Tümülüsleri ile benzerlikler göstermektedir. Selçikler ve Güre Tümülüsleri’nde görülen kline şeklinde gömü Lydia mezarlarında da görülmektedir. Megale Phrygia bölgesinde olmasına rağmen Lydia özellikleri gösteren bu Tümülüsler üzerinde durulması gereken dikkat çekici buluntular arasındadır (İzmirligil 1975: 41-69).

Kentte kazılar sonucunda ortaya çıkarılan kilise yapılarının dışında Dr. Nezih Fıratlı’nın da büyük kilisenin temelinin altında gördüğü ve Roma hamamı olarak yorumladığı kalıntılardan anlaşıldığı kadarıyla bu alanda Roma Dönemi’ne tarihlendirilen yapıların olması muhtemeldir. Aynı zamanda Dr. Münteha Dinç başkanlığında yaptığımız yüzey araştırmalarında kilise ve çevresinde bulunan çok sayıda Roma Dönemine tarihlenen seramik parçaları Bizans tabakalarının altında Roma Dönemi’ne ait yapıların olabileceği savını kuvvetlendirmektedir. Bunların yanı sıra kilise yapılarında ve Selçikler Köyü’nün içinde kullanılmış olan Roma Dönemi’ne ait çok sayıda devşirme mermer buluntu köyün belki de Roma Dönemi’nde Sebaste’nin bir parçası olarak yerleşim görmüş olabileceğini düşündürmektedir.